Said Nursi düşüncesinin temelleri: Şefkat ve tefekkür

Image from vecteezy.com

Mücahit Bilici’nin sempozyum konuşmasını okumanızı tavsiye ederim. Konuyu sosyal ve politik alanlara bağlamasını ve bunu yaparken de şefkat mesleğini takip etmesini (anlaşılır yazmasını) takdire şayan. Bu yazıda onun sözlerinden bazılarının bana düşündürdüklerini paylaşacağım.

Önce Said Nursi’nin gereği gibi anlaşılamaması meselesi:

“Geleneğin muhafazası endişeleri içinde korkanlar ile modernliğin köksüzleştirici rüzgarları karşısında savrulanların önyargıları arasında Said Nursi maalesef anlaşılmaz kalmıştır.”

Onun anlaşılamamasının önemli bir sebebi, arkasında üst düzey öğrenci bırakmamış olması. Tarihte arkasında üst düzey öğrenci bırakmamış hangi üst düzey alimi bugün tanıyoruz ki? Bunun sebebi de din düşmanı bir Türkiye’de kalmayı tercih etmesi. Bu tercihinin arkasında çok temelli bir sebep olması gerekir. Bence bu kendisinin tercihi değildi; ilahi bir emir üzerine memlekette kaldı ve eserlerini Türkçe verdi. Üzerimizde önemli bir sorumluluk var.

Acz ve fakr kavramları hakkındaki tespitine de katılıyorum:

“Bunlardan acz ve fakr çoğunlukla birlikte zikredildiği için anlamları da sıklıkla karıştırılır. Acz insanda gücün yokluğudur. Fakr ise insanda ihtiyacın varlığıdır.”

Bu ihtiyaca binaen vaktiyle şu yazıyı yazmıştım.

Şu söze ise katılamıyorum:

“Kapitalizm’in ‘işbölümü’ acz’ini bilmektir. Sosyalizmin ‘dayanışma’sı ise fakrını bilmektir.”

Kapitalizm ve Sosyalizm insanın aczini ve fakrını merkeze alarak toplumsal bir çözüm üretme denemeleri olarak nitelenebilir. Aczini ve fakrını hakkıyla bilen kimse, bunların derdine hakiki bir derman olmayacağını bilir.

Tefekkürün Hakim ismine, şefkatin de Rahim ismine baktığına katılıyorum. Bununla beraber, ben aczin ve tefekkürün iman-ı billah çatısı altında, fakrın ve şefkatin de iman-ı bil-ahiret çatısı altında toplanması gerektiği kanaatindeyim. Zira aczini bilmeyenin tefekkürü, fakrını bilmeyenin de şefkati eksik kalır. Mücahit hocanın bahsettiği toplumsal sorunların önemli bir sebebi, tefekkürümüzdeki ve şefkatimizdeki kalite eksikliği. Kendini ıskalayarak tefekkür ve şefkat edenlerin getirdikleri çözümlerden insanlığa pek bir hayır gelmiyor.

“Mesela bugüne kadar kapitalizmde yüzeysel bir özgürlük var fakat eşitlik yoktur. Komünizmde ise yüzeysel bir eşitlik vardı fakat özgürlük pek yoktu.”

Özgürlük ferdiyeti ve ene’nin kullanımını, eşitlik de dayanışmayı ve eşya mabeyninde akrabalık bağlarını kurarak onlarla bir (vahdet-i mevcudat) olmayı gerektirir. Aczini bilmeyen kimsenin özgürlüğü yüzeyseldir; ya anarşist olup kendi otoritesini ilan eder, ya da suri otoriteler karşısında “tenezzül” eder. Fakrını bilmeyen kimsenin de eşitliği yüzeyseldir; ya şefkat naralarıyla devrimci olup topluma üstten bakar, ya da suri zenginlerin karşısında “tezellül” eder.

Demem o ki, özgürlük acz ile beraber iman-ı billahın, eşitlik de fakr ile beraber iman-ı bil-ahiretin altında konumlandırılabilir. Allah’a iman dersi her zaman için ahirete imandan önce gelir; ikincisi birincinin üzerine bina edilir. Bu, güvenliğin (acz yarası) saadetten (fakr yarası) önce gelmesiyle de uyumlu. Belki de kapitalizmin komünizme galebe etmesinin bir sebebi de budur. Zira özgürlüğün ve güvenliğin tesisi, eşitliğin ve kardeşliğinkinden önce gelir.