Ezel-Ebed ve Emir-Davet

Image from vecteezy.com

Kur’an’ın tanımı ile ilgili olan aşağıdaki parça bana ezel-ebed ve emir-davet ikili mefhumlarını düşündürttü.

Kur'ân;

  • Şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi,
  • ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi,
  • ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan ve âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi,
  • ve insanlara bir kitab-ı emir ve dâvet,
  • …

Kur’an’ın kainatın ezeli tercümesi olması, insana edilen hitabın ezeli olmasıyla ilgili. Hitap, kelam ve emir ezel canibinden geliyor. Varlık ise ebed tarafında. Burada tecrübe ettiğimiz varlık yani güzellikler, Rahman’ın ebedi lütufları mahiyetinde ve fakat biz onların fani versiyonlarını (numunelerini) tecrübe ediyoruz – fenadan beka çıkaralım ve bekanın mahiyetini anlayalım diye.

Zaman sadece alem-i şehadette var. Beka alemi ise zamansız varlık buluyor. İşbu sebeple, insana gelen ezeli اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) hitabına ruhlar ebed tarafından بَلٰى (Evet!) cevabını veriyorlar:

Ruhların cesetlerine gelmesine misâl ise, gayet muntazam bir ordunun efradı istirahat için her tarafa dağılmışken, yüksek sadalı bir boru sesiyle toplanmalarıdır. Evet, İsrafil'in borusu olan sûru, ordunun borazanından geri olmadığı gibi, ebedler tarafında ve zerreler âleminde iken, ezel cânibinden gelen, اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ hitabını işiten ve قَالُوا بَلٰى ile cevap veren ervahlar, elbette ordunun neferatından binler derece daha musahhar ve muntazam ve mutîdirler.

Ebed ölümden sonra değil. Zaten ebedde idik, ebedden geldik ve ebede dönüyoruz. Ebed bizim asli vatanımız. Oradan geldiğimiz ve oralı olduğumuz için orayı özlüyoruz ve “burada gurbetteyiz” diyoruz. Hikayemiz burada başlamış olsaydı, oraya asli vatan diyemezdik.

Ebedi alemde zaman olmadığı yani orası zamansız varlık bulduğu için:

(Cennet ve Cehennem) ebede karşı cereyan eden ve dalgalanan mevcudat-ı seyyâlenin iki havzıdır.

Alem-i şehadette an-ı seyyaleye binen mevcudat ebede karşı cereyan ediyor, ebede doğru değil. Ebed alemindeki asılların numuneleri buraya iltifat olarak geliyor, arz tarlasına ekiliyor ve mahsulatı orada toplanarak korumaya alınıyor. Fena ve beka alemleri arasındaki bu devir-daim (cycle) an, gün, sene, asır ve devir mertebelerinde aralıksız devam ediyor.

Bunları dikkate aldığımızda, Kur’an’ın

insanlara bir kitab-ı emir ve dâvet,

olmasını dinin insana getirdiği emir ve yasaklar ve dinin muhtaçlara ulaştırılması gereği şeklinde anlarsak, konuyu fazlasıyla basit bir seviyede ele almış oluruz. Dinde bunların olduğunu yadsımıyorum, fakat evvela emir ve davetin varlığın mayasında olduğunu görmek lazım. Kainatın tercümesi olan Kur’an, tercüme ettiği şeyin özünde emir ve davet olduğu için bir emir ve davet kitabı.

Kainatın özünde emir var, çünkü eşya emri olarak yani ezelden gelen Kun (Ol!) emri ile mübaşeretsiz varlık buluyor. Zerreler ve zerrelerden oluşan her şey her an o emre itaat ettiği için, içinde bulunduğumuz alem bir ordu mahiyetinde (“Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır.” 48:7). Dinin getirdiği emir ve yasaklar, insana etrafındaki herşeyin itaat ettiği emre kendisinin de itaat etmesi gerektiğini, aksi takdirde kendisi de dahil herşeye ters düşeceğini söylüyor.

Kainatın özünde davet var, çünkü eşya ebede namzet. Zerreden insana kadar her şey ebed canibinden potansiyelleriyle birlikte emri bir tarzda getiriliyor, burada ebedin davetini alıyor, oraya liyakat kesbediyor ve kesbettiği ölçüde / mertebede oraya korunmak üzere geri döndürülüyor.

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِه۪ۜ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ

“Göğün ve arzın onun emriyle ayakta durması (varlık bulması) onun âyetlerindendir. Sonra sizi bir davet ile davet ettiği zaman derhal (alem-i şehadetten) çıkarılırsınız.” 30:25

Eşya her an O’nun emri ile alem-i şehadet denen bu kervansaraya giriyor ve O’nun davetini almasının ve vazifesini ifa etmesinin akabinde buradan çıkıyor. Bir emir ve davet kitabı olan Kur’an, kainatta cari olan ezeli emri ve ebedi daveti bize tercüme ediyor. Kur’an kainat kitabının ezeli bir tercümesi, çünkü kitabın maddesi ve manası Kelam, İlim ve İrade sıfatlarına ve ezeliyete bakıyor. Kur’an âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerin ebedi bir tercümesi, çünkü kitabın ayetlerini okuyan çeşit çeşit diller (varlık çeşitleri) insana ebed canibinden konuşuyorlar.