Muhsin kime denir?
Image from vecteezy.com
Hem Yusuf’a (asm) hem de Musa’ya (asm) ilim ve hikmet muhsin olmaları sebebiyle verilmiş:
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُٓ اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًاۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
“(Yusuf) Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz muhsinleri böyle ödüllendiririz.” 12:22
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًاۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
“(Musa) Erginlik çağına erişip olgunlaşınca, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz muhsinleri böyle ödüllendiririz.” 28:14
Elbette biz de muhsinlerden olmak isteriz. Bunun için öncelikle muhsin ile neyin kastedildiğini anlamak lazım. Bu konuda en kritik öneme haiz açıklama bence şu:
“Herşeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti vardır. Evet, kâinattaki herşey, her hadise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir; veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir. Bir kısım hadiseler var ki, zahiri çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var.”
Yani, muhsinlerden olabilmek için herşeyde, hatta en çirkin görünen şeydeki hüsün cihetini görebilmek ve tavır ve hareketini ona göre düzenleyebilmek gerekir. Hem Yusuf (asm) hem de Musa (asm) küçük yaşta ailelerinden koparılmışlar. Geçmişte başlarına gelene baktıklarında, bizden çok daha fazla şikayet edecek sebepleri varken, o hadiselerin ardındaki hüsnü görebilmeleri onları muhsin sınıfına dahil etmiş olmalı.
Hüsn-ü bizzat’ın güzelliğini görmekte bir problem yaşamıyoruz (gibi). Esas mesele hüsn-ü bilgayr'daki güzelliği görebilmekte olduğundan, Nursi takip eden cümlelerde o kısma odaklanmış.
Bu konu meşhur Cibril hadisi ile bağdaştırılabilir. İhsan, islamdan ve imandan daha üst bir seviye, çünkü:
"Bana ihsandan haber ver?" dedi. Rasûlullah (asm): " Allah'a O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da o seni muhakkak görür."
Burada akla gelen soru, Allah bizi görüyormuşcasına ibadet etmek ne demek? Bunun bir cevabını 8. Sözdeki temsilden alalım:
"Bu acip işler birbiriyle alâkadardır. Hem bir emirle hareket ederler gibi görünüyor. Öyle ise bu işlerde bir tılsım vardır. Evet, bunlar bir gizli hâkimin emriyle dönerler. Öyle ise ben yalnız değilim. O gizli hâkim bana bakıyor, beni tecrübe ediyor, bir maksat için beni bir yere sevk edip davet ediyor."
Bir başka deyişle, başımızdan geçen hadiselerin rastgele olamayacak kadar tuhaf ve eğitici bir fayda taşımayacak kadar amaçlı olduğunu fark ettiğimizde, Rabbimiz tarafından gözlendiğimizi fark eder ve bu anlayışa göre hareket ederiz:
وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْيُنِنَا
“Rabbinin hükmüne sabret. (Çünkü) sen bizim gözümüzün önündesin (gözbebeğimiz gibisin).” 52:48
Kendisini Allah'ın gördüğü kişiye, hangi şart içinde olursa olsun, şer ve keder rahatsız edecek derecede dokunmaz, çünkü:
- başına gelen musibetler ile tecrübe edildiğini yani eğitildiğini bilir,
- geçmişi ve geleceği garanti altında olduğundan, eğitimine daha iyi odaklanır,
- olan biten hakkında işin sadece kendisine bakan cihetiyle hüküm vermez.
Bu son nokta önemli. Mesela, Yusuf kıssasında sadece Yusuf'un değil kardeşlerinin de eğitildiği göze çarpıyor. Yusuf olaya sadece kendi eğitimi açısından baksaydı, hayatının sonunda geldiği noktaya ulaşamazdı. Yusuf'un başına gelenler kendisi kadar hikayede geçen tüm karakterleri ilgilendiriyor. Sadece bununla da kısıtlı değil, zira arkadan Musa (asm) gelecek. Yusuf (asm) kendi hayat hikayesini bırakıp Rabbin büyük hikayesine dahil olmasaydı, Musa'nın gelişine zemin hazırlayamazdı. Aynen sonbahar mevsiminde solan çiçeklerin "biz gitmeliyiz ki, bir sonraki baharda taze kardeşlerimiz gelebilsin" demeleri gibi.
Burada kendi hikayemize odaklanmış şekilde yaşıyoruz. Halbuki tek bir hikaye var ve vahiy bizi ona katılmaya yani muhsinlerden olmaya davet ediyor.