Meleklerin, Rabbin ve Ayetlerin Gelmesi
Image from vecteezy.com
Aşağıdaki ayet iman etmek için beklemememiz gerektiğini ve son ana kadar beklemenin helak olma riskini içerdiğini haber veriyor:
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ اَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَۜ يَوْمَ يَأْت۪ي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا ا۪يمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ ف۪ٓي ا۪يمَانِهَا خَيْرًاۜ قُلِ انْتَظِرُٓوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ
“(İman etmek için) meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: ‘Bekleyin; şüphesiz biz de beklemekteyiz.’” 6:158
Tüm mealler ayeti aşağı yukarı bu şekilde çevirmiş. Fakat şu soru da sorulabilir: Meleklerin veya Rabbimizin veya bir ayetin bize gelmesini iyi bir şey değil mi? Halbuki ayet bariz şekilde ve şiddetli bir tarzda bizi uyarıyor. O halde, buradaki esas tehlike nedir ve neden güzel bir şeyin bize gelmesi bizim için hiç de hayra alamet olmayabilir?
Dinin ilk ve son emri “ikra” (“Oku!” 96:1) yani varlığı yaratıcısı adına değerlendirmek ve işaret ettiği manasını okumak olduğundan, bu hususta okul temsilini kullanabiliriz. Alem-i şehadet denen bu ikra okulunda hepimiz birer öğrenciyiz. Elimizden geldiğince, fiziken yaratılan ayetlerin harfi manalarını önce sökme ve sonra da derinleştirme göreviyle buradayız. Bu okula ve bize meleklerin aldıkları emri bizim müşahede edebileceğimiz bir aleme çevirmeleri ile varlık veriliyor, yani aslında her an meleklerle iç içeyiz. Bu okulda Rabbimiz rasullerden (asm) ve onların öğrencilerinden bize miras kalan müfredat ve alem sayfasına yazdığı yazılar ile aslında her an bize geliyor ve hitap ediyor. Ve biliyoruz ki, etrafımızdaki her şey istisnasız birer ayet, yani sürekli kevni ayetlere muhatabız.
Bunların hepsi doğru olsa da, konuya okuyucu açısından baktığımızda, her meleğin veya her rububiyetin veya her ayetin gelmesi aynı değil. Has bir öğrenci anlatılan derse pür dikkat kesileceğinden, öğretmenin (rububiyetin) söylediği hiçbir sözü (ayeti) kaçırmamaya ve sınıfta olan hiçbir fiziki hadiseyi (melekleri) ihmal etmemeye azmeder. Böylelikle başka öğrencilerin farketmediği ima cinsinden mesajları bile hisseder ve fark eder. Tam tersi durumdaki bir öğrenci ise tevehhüm ettiği başka bir alemde yaşar—ta ki tebeşiri kafasına yiyinceye kadar (eskiden sınıflarda kara tahta ve tebeşir kullanılırdı). İşte 6:158 bizi tebeşire müekkel melekten, Rububiyetin haşin bakışından ve öğretmenin cevaplayamayacağımızı bildiği sorusundan (ayetinden) sakındırıyor. Zira o günkü derse dikkat etmemiş ve anlatılanları anlamamış (imanının faydasını görmemiş) bir öğrenci, ansızın gelen soruyu da yanıtlayamaz—velev ki o ders hakkındaki en basit bir soru olsun.
Her sabahki uyanışımız ve her baharda bitki ve hayvanların uyanışı bize haşrin yani hakiki hayata uyanışın hakkaniyetin anlatıyor. Fakat biz tüm bu uyanışlara dikkat etmez, onları okumaz ve manevi uykumuzdan uyanmazsak, kafamıza adamakıllı bir tebeşir yiyerek uyandrıldığımız gün karşımıza çıkacak olan alem bizim için elbette hiç de hayra alamet olmaz. Böyle bir tehlikeden emin olmak için de, gün be gün bize gelen mini uyarılara (tebeşirlere) ve cevaplayamadığımız veya hesabını veremediğimiz mini sorulara dikkat kesilmemiz gerekir. Onlar ile kendisi uyanmayan kimse, elbette “Geri dönüşü olmayan bir uyandırılmayı bekliyorsunuz!” şeklindeki şiddetli ikazı hak eder.