Melekler Neyi Bilebilir?
Image from vecteezy.com
Varlığın sahibi bilinmeyi irade ettiği için bize yokluğu tecrübe edebilme kabiliyetini vermiş. Şer ve adem olmadan bilme dediğimiz eylem gerçekleşmiyor. Varlık var olsa da, varlığın varlığını ve onun sair özelliklerini onların yokluğunu tecrübe etmeyen bilemiyor.
Acaba hakikaten böyle mi? Mesela hayvanlar hiçbir şeyi “bilemiyorlar” mı? Görebildiğimiz kadarıyla onlar hayata dair pek çok şeyi bir nevi bilerek geliyorlar ve kendi hayatlarına bakan bilmedikleri eksik ne varsa, bize göre gayet kısa bir zamanda onları ediniyorlar. Fakat kabiliyetleri ziyadesiyle kısıtlı olduğundan, bizim gibi vehmi çizgiler çizerek malikiyet gibi mefhumlar üretemediklerinden ve nesilden nesile aktaramadıklarından, basit enelerini Yaratıcılarını tanıma maksadıyla kullanamıyorlar. Bizim gibi hayrı kabul ediyorlar, şerre merci oluyorlar ve halleriyle ibadet ediyorlar -- ta ki insan esmayı talim etsin. İnsandan başka kimse esmayı talim edemiyor, yani yeni bilgi üretemiyor.
Bu konuyu insanın yaratılma maksadını anlatan aşağıdaki temsili hikaye bağlamında düşünmek gerekli:
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ
“Hani Rabb'in meleklere: 'Ben yeryüzünde bir halife yapacağım' demişti. (Melekler): 'Orada fesad çıkaracak ve kan dökecek birisini mi? Oysa biz seni hamd ile tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz' dediler. (Rabb'in): 'Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.' dedi.” 2:31
Meleklerin tesbihi ve takdisi herhangi bir öğrenmeye ve edinime dayanmıyor. Onlar hayvanlar gibi, yaptıkları tesbih ve takdisi otomatik olarak yapacak şekilde varlık buluyorlar. Dolayısıyla, nasıl ki hayvanların bir şeyi (mesela susadıklarında su içmeleri gerektiğini) bilmesi insanın suda Allah’ın arşını görmesinin (11:7) çok altında, meleklerin eşya hakkındaki bilgisinin de bizim en avami bildiğimiz manaların dahi altında olduğu söylenebilir. Eğer bilmekten kasıt insanın gerçekleştirdiği türden bir bilme ise, meleklerin hiçbir şey bilemeyeceğine hükmedebilir ve yukarıdaki ayetin son cümlesini de “hiçbir şey bilmiyorsunuz” şeklinde anlayabiliriz. Bilemezler, çünkü bilme eylemi ile fesad çıkarma ve kan dökme yani ademi tecrübe etme ve şerri kesb etme arasında birebir bir ilişki var. Bunlara kabiliyeti olmayan varlıklar bilmekten, öğrenmekten ve öğretmekten yana bir nevi “özürlü.”
وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰٓئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُ۫ن۪ي بِاَسْمَٓاءِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
“Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklerin nazarına sundu. ‘Eğer sadıklar iseniz bunların isimlerini bana haber verin’ dedi.” 2:32
Esmayı Âdem’e talim etti çünkü sadece onun eğitilmeye kabiliyeti var. Burada önemli bir husus, meleklere sorulan O’nun esması değil, eşyanın isimleri. Zira ortada meleklerin nazarına sunulan ve Yaratıcının “bunlar” dediği bir şeyler var ki, onlar ancak yaratılmış eşya olabilir. İnsan olmayınca eşya isimsiz kalıyor ve eşyanın Sanatkarının esmasına bakan vechesini kimse okuyamıyor.
Bu hususta İbn Arabi “Sana esmanı biz verdik” demiş. Evet, O’na esmasını biz veriyoruz ve fakat bu vahyin ve risaletin terbiyesi ile oluyor. Değilse, biz kendi kendimize O’nun esmasını tanıyacak değiliz. Bize kalsa sadece eşyaya isim takarız ve sadece manayı ismi nazar ederiz.
قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَاۜ اِنَّكَ اَنْت الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ
“(Melekler): ‘Sübhansın! Bizim, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen Alîmsin, Hakîmsin.’” 2:33
Burada iki önemli husus var. Birincisi, melekler “ben ve o” diye bir ayrım yapamadıklarından eşyayı birbirinden ayırt edemiyorlar; biz diyorlar ve ben diyemiyorlar. Ancak enesi olan ve ben diyebilen insan eşyaya isimkoyabiliyor. Yaratıcının esmasını bilebilmek için öncelikle eşyaya isim verebilme kabiliyeti lazım. Hayvanlar eşyaya isim veremedikleri gibi, meleklerde de böyle bir kabiliyet yok. Ancak insan eşyaya hudut yani sınır çizebiliyor, bir şeyi diğerinden ayırt edebiliyor, kesreti tecrübe ediyor ve mesela farklı çiçeklere farklı isimler takabiliyor. Kendisine üflenen yüksek ruh sayesinde, o da eşyaya taktığı isimlerle ve edindiği mefhumlarla varlığa bir nevi ruh üflüyor ve ruhu ile o eşyanın Yaratıcısını kutsuyor.
İkinci husus, Yaratıcı kime öğretti, meleklere mi Âdem’e mi? Bir önceki ayetten biliyoruz ki, öğrenci Âdem, melekler değil. O halde meleklerin “bize öğrettiğinden başka bir şey bilemeyiz” sözünü, bir hayvanın bilmesi gerekeni bilerek var edilmesi ve bundan başka da bir şey öğrenememesi gibi düşünebiliriz.
قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۚ فَلَمَّٓا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۙ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
“(Allah): ‘Ey Âdem, onlara onları isimleriyle haber ver’ dedi. Âdem onlara onların isimleriyle haber verince, (Allah): ‘Ben size, ben göklerin ve arzın gaybını bilirim ve sizin açığa çıkardığınızı da, neyi gizlemiş olduğunuzu da bilirim’ demedim mi?’ dedi.” 2:34
Âdem’den meleklere kendisine öğretilen isimleri haber vermesi isteniyor. Demek ki melekler isimleri öğrenemeseler de, onları haber alabiliyorlar. Haber alamasalardı, Âdem’e isimleri onlara haber vermesini emretmek ve akabinde “gördünüz mü?” demek abes olurdu.
Mealler ilk cümledeki zamirleri hep “onlara bunları, şunları onlara, vs.” şeklinde çevirmişler. Yani Âdem’in isimlendirdiği eşyayı, kendilerine haber verdiği meleklerden ayrı düşünmüşler. Halbuki bence isimlendirilen eşya ile melekler birbiriyle ilişkili ve ayetteki o ifade “onlara onları” şeklinde anlaşılabilir ve Âdem’in meleklere kendi isimlerini haber verdiği söylenebilir. Zira onlar müşahade ettiğimiz bu alemi ortaya çıkarırken kendi isimleri dahil diğer hiçbir şeyin ismini bilmiyorlar. Işığın bir parçacığının özelliklerinin bir deneysel gözlem ile sabitlenmesi gibi, insanın bu alemi müşahade etmesiyle birlikte gözlemlediği özellikler ve edindiği manalar sabitleniyor. Ancak böyle bir sabitlemeden ve eşyaya bir hudut çizmeden sonra o eşyaya bir isim verilebilir (ismi bir nazarla bakılabilir) ve manası öğrenilebilir (harfi bir nazarla bakılabilir). Bunu da sadece “biz” diyebilen melekler değil, “ben ve o” diyebilen insan yapabilir. Ona bu kabiliyet de “ben ondan üstünüm” (7:12, 38:76) diyerek iki şey arasında kıyas yapabilen İblis ile kazandırılıyor.
Aşağıdaki ayetlerin de bu konuyla ilişkili olduğu söylenebilir:
وَاِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظ۪ينَ كِرَامًا كَاتِب۪ينَ يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ
“Şüphesiz üzerinizde değerli ikramları yazarak muhafaza edenler (melekler) vardır. Yaptıklarınızı bilirler.” 82:10-12
İnsanın buradaki terbiyesini kaydederek muhafaza etmekten sorumlu melekler bu görevlerini ancak onun ne yaptığını gözlemleyerek bilebilirler, yani bir nevi neyi kaydedeceklerini ve kaydettiklerinin kıymetini insanın tecrübesinden öğrenirler. 2:33’de “Senin öğrettiğinden başka birşey bilemeyiz” diyen, bilebilen (bilerek yaratılan) ve fakat bilmediğini öğrenemeyen meleklere, varlığın hamuruna gizlenmiş hazine değerindeki hakikatler insanın buradaki esma terbiyesinde ortaya çıkan hal, hareket ve manalar ile gösteriliyor ve meleklere kaydettiriliyor. Buradaki eğitimimiz olmasaydı, Rabbin keremi ve nihayetsiz kıymetteki esması melekler de dahil tüm varlıktan gizli kalacaktı. Buradaki ikram okunmadığında, kiramen katibin denen ikram kaydedici melekler de varlık bulamayacaktı.
Velhasıl, aleme gizlenmiş hazineler mahiyetindeki esmayı keşfedip çıkarma kabiliyeti sadece insan dediğimiz halifede var. Eşyayı isimlendirerek onlara müekkel meleklere isimlerini, eşyadaki ikramı görüp manasını okuyarak da onların muhafazasından sorumlu meleklere hıfzettikleri şeylerin kıymetini gösteriyoruz. Bu sayede melekler kendileri ile ortaya çıkarılan ve hıfz edilen varlıkta ne tür hazineler saklı (2:34) olduğunu görüyorlar. Mesela kırmızı bir çiçeğe gül ismini takarak ve o çiçeğin sahibini tanıyarak, ona müekkel ve muhafız meleklere yaptıkları vazifenin kıymetini haber veriyoruz ve meleklerin kıymetini birden bine çıkarıyoruz. Melekler eşyayı ortaya çıkararak ve hıfz ederek her an ve her yerde insana secde ederken, İblis de insana eşyaya vehmi sınırlar çizme, bir şeyi başka bir şeye kıyas etme ve ademi (yokluğu, batılı) seçme ve tecrübe etme kabiliyetlerini kazandırarak eğitimine hizmet ediyor.