Hayırda Acele Etmek ve Hayrı Acele İstemek
Image from vecteezy.com
“Hayırlı işlerde acele ediniz” mealindeki nebevi uyarıyı muhtemelen hepimiz biliriz. Burada kastedilen bir işi alelacele, üzerinde fazla düşünmeden yapmak değil, gerekli değerlendirmeyi yaptıktan, yapılması gerekenin ne olduğunu yani o işin hayır olduğunu tesbit ettikten sonra, artık o işi ertelemeyin demek.
Bu konuyla ilgili bir de şöyle bir ayet var:
وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْۜ فَنَذَرُ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
“Eğer Allah, insanlara, hayrı çabucak istedikleri gibi, şerri de alelacele verseydi, onların hemen ecellerini getiriverirdi. Fakat bize kavuşmayı ummayanları kendi hallerine bırakırız da azgınlıkları içinde bocalayıp giderler.” 10:11
Bu ayete bakarak “hayrı çabuk istememizin ne zararı var?” diye düşünebiliriz. Evet, eğer ki bir hayır bizim teşebbüsümüze bakıyorsa, o işi geciktirmeden yapmalıyız. Fakat konu o teşebbüsümüzün sonucunu görmemiz yani o sonuca varlık verilmesi olunca, işte orada acele etmemek, sabretmek, vazife-i ilahiye karışmamak gerekiyor.
İnsan hayra yani varlığa meftun kılındığı için, hep hayra muhatap olmak ve hep onun yenilendiğini, neşvü nema bulduğunu görmek istiyor. İlahi rehberlik ise hayırdan başka bir şey istemeyen insana şerrin gerekliliğini hatırlatıyor. “Hayrı acele istediğin gibi, şerri de acele verseydik, ecelin yani alem-i şehadet okulundaki ömrün acele tarafından bitiverirdi” diyerek, bu okulda şersiz bir hayırdan bahsedilemeyeceğini, her hayrın kendisinin mukabili olan bir şer ile bilinebildiğini nazara veriyor. Bu alemdeki en büyük şer, eğitimsiz geçen bir ömür olsa gerek. Dolayısıyla, içinde bulunduğumuz eğitimi aceleye getirmek, şerri acele istemeye denk geliyor.
“Şu çocuğun mezuniyetini / evliliğini bir görseydik” diye bir düşünce mi kalbimize geldi? O hayrı istemek güzel, fakat acele etmemek ve şu anki derse, yani şu anda tecrübe edilen hayrın yani varlığın inceliklerini daha iyi farketmeye ve onunla gelen mesajı daha iyi okumaya odaklanmak gerekli. Mesela çocuğun itaatsizliği, ders çalışmaması, vs. gibi gözlemleri ve bu gözlemlerin bizde bıraktığı etkileri kullanarak hem kendimizi ve hem de bu tecrübeye varlık vereni, O’nun hikmetini, rahmetini, şefkatini, vs. tanımaya odaklanabiliriz. Değilse, o dört gözle beklediğimiz mezuniyet / evlilik gerçekleştiğinde de, o tecrübeye ademi tecrübeler yine eşlik edecek ve yine bizi bir şeyler rahatsız edecek veya sabırsızlandıracak. O zaman da “bir de şu olsaydı” mı diyeceğiz? Bunun sonu yok. Zaman, şu anki derse odaklanma zamanı.
Yukarıda alıntıladığım ayetin bir de ahirete iman vurgusu var. “Bize kavuşmayı ummayanlar” tabiri ile, ayet acele etmek ile ahirete imanda eksiklik arasında bir bağlantı kuruyor. Bu konuyu okul temsili üzerinden düşünebiliriz.
Bir öğrenci an itibariyle çalıştığı dersin onun değerine yaptığı katkı hususunda ikna olmamışsa, ders çalışmak ona zor gelir ve “şimdi mezun olabilsem ne güzel olurdu” diyebilir. Fakat bahis konusu okul, sıfır kıymetinde aldığı öğrencilere değer katarak mezunlarına çok yüksek maaş ile iş imkanı sağlayan bir okul ise, orada ders çalışmakta olan öğrenciler sıfır değer ile çok yüksek maaş arasında vehmi bir çizgi çekerek, an itibariyle çalıştıkları dersin kıymeti hakkında bir izlenim edinebilirler. Bunu yapabilmeleri için benim görebildiğim kadarıyla iki şart lazım. Birincisi, mezuniyetten sonra bir iş piyasası olduğundan ve o piyasada yüksek eğitimli kimselerin yüksek mevkilere geldiğinden emin olmak. İkincisi de, bahis konusu okulun çok iyi eğitim verdiğini bilmek.
Benzer şekilde, ahiretin varlığı ve azameti ve dünyada aldığımız eğitimin kıymeti hususlarında yeterince ikna olmamışsak, ömrümüzü aceleye getirmemiz kaçınılmaz bir hal alıyor. İkna olduğumuz ölçüde de hayatımızdan daha çok lezzet alacağımız ve ömrümüzün daha yavaş geçmesini isteyeceğimiz kanaatindeyim.