Dini Parçalamak
Image from vecteezy.com
الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعاً
Varlık anlayışı ve insanın tanımı farklılık göstermeye başlayınca, bir noktadan sonra yolların ayrılması da kaçınılmaz oluyor. Fakat burada bahsedilen mesele meşreb ve meslek farklılıklarıdan farklı bir durum. Çeşitli meslek sahipleri bir kurum altında toplanabilir—Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği gibi. Benzer şekilde, farklı öğretmenlerden eğitim alınması, aynı okul çatısı altında öğrenci kimliği ile birlik olmaya engel değil. Peki parçalanma ve fırkalara ayrılma ne zaman oluyor? Aynı okulun öğrencisi veya aynı kurumun üyesi olduğumuzu reddettiğimiz, “tek güzel meslek / meşreb benimki” dediğimiz ve kuvveti bizim gibi düşünenlerle beraber olmakta gördüğümüz zaman. Yukarıdaki ayetin son kelimesi hakkındaki şu açıklama ibret verici:
شِيعَة : İnsanın kendileriyle güçlendikleri ve onlardan yayıldıkları kişilerdir.
Elbette insan kendisi gibi düşünenlere meyleder ve onlarla daha çok zaman geçirmek ister. Öte yandan, ara sıra da olsa farklı düşünenlere kardeşlik köprüleri uzatılmaz, “onlar ne diyor, onlardan da öğreneceğim var” denmez, aynı fikirlerin tekrarından usanç gelmez ve farklı fikirler zihinsel idmana malzeme yapılmaz ise, işte orada çürüme, kokuşma ve manevi zafiyet baş gösterir.
Bu halden sakındırmaya bir örnek:
“Yahudiler yetmişbir fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Bu ümmet de yetmiş üç fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi cehenneme girer.” (Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizî, İman,18; İbn Mace,Fiten, 17; İbn Hanbel, 2/332).
Bu hadisle ilgili göze çarpan birkaç husus var. Öncelikle yetmiş rakamı çokluktan kinaye. İkincisi, fırkalara ayrılmak sadece belli bir gruba has bir özellik değil; herkes bu hastalıktan muzdarip. Üçüncüsü, fırkalaşmayla kol kola giren başkasını dışlama ve manevi zaafiyet hali, ahiretteki cehennemin bu dünyadaki sosyal ve psikolojik bir yansıması mahiyetinde; ayrımcılığın ve elitizmin ateşi önce burada kalpleri ve istidatları yakıyor, nihayetinde ise sahibini oradaki asıl ateşin içine koyuyor. Dördüncüsü, vahyin son versiyonunun öğrencileri fırkalaşmaya öncekilerden daha açık. Neden? Çünkü mesaj daha kapsamlı, yani varlıkta bahis konusu etmediği hiçbir alem ve hayatın içinde değmediği hiçbir alan bırakmıyor. Durum böyle olunca, farklı düşünce ve okumaların ortaya çıkması gayet normal. Ne var ki, bu entelektüel ve manevi çeşitlilik insanın enaniyeti, siyasi hırsları ve “tek doğru benim” anlayışıyla zehirlendiğinde, ümmet yani kainat okulu fırkalaşma hastalığına öncekilerden daha açık hale geliyor. Enaniyetini terbiye etmeyen, şerrin eğitimsel kıymetini görmeyen, aczinin yanında fakrını da yaşamayan, ilahi mesajın taşıyıcısı olan rasuller arasında ayrım yapmadığı halde, hakikate hizmet eden farklı öğretmenleri fırkalaştırarak risaletin ana ve umumi caddesinden (ümmetten) ayrılan her fırka cehennemde yerini hazırlıyor.
Cehenneme girmeyen tek fırka, fırkalaşmayan, hakikatin tekelinde olduğu kibrinden arınan, tüm eşya arasında uhuvveti tesis eden, yanlışı ve zulmü onaylamamakla birlikte her bir insanı tüm kusur ve eksikliğiyle beraber (rağmen değil) kabul edebilen ve sevebilen kimseler. Allah bizi böylelerine dahil etsin.