Bilimler ve Biz

Image from vecteezy.com

Fenleri, eski adıyla felsefeyi, mutlaka ve mutlaka kendimize Harun-vari bir başvezir yapmamız, aşağıdaki ve benzeri cümlelere de artık farklı bir bakış açısıyla bakmamız gerekiyor:

"Her ne vakit o iki silsile imtizaç ve ittihad etmişse, yani silsile-i felsefe silsile-i diyanete dehalet edip itaat ederek hizmet etmişse, âlem-i insaniyet parlak bir surette bir saadet, bir hayat-ı içtimaiye geçirmiştir."

Zannediyoruz ki, suç dine itaat etmeyen ve onun emrine girmeyen bilimde. Tüm kuvvetin ve itibarın bilimde olduğu, dinin ise esamesinin okunmadığı bir devirde yaşıyoruz. İnsanlık tarihinde kuvveti elinde tutanların tıpış tıpış güçsüz tarafın hizmetine girdiği nerede görülmüş? Belagatin kılıcıyla İsmail gibi doğramadan biz sokmalıyız onu diyanetin hizmetine – başkası için olmasa bile en azından kendimiz için. Bu da ancak onu içererek aşarak (Kur'an'ın diliyle onların asalarını yutarak), asimile ederek ve bizim kılarak olur.

Vaktiyle "bisikletin İslami versiyonu olur mu" diye bir soru sorulmuştu. Cevabı şu şekilde verilmeli: "hayır, bisikleti İslami ve İslami olmayan diye ayırmak İslam'a hıyanettir". Nasıl ki harama bakılmaz ve fakat haram bakılır, yani nazar o bakışı kişiye haram kılar, bisikleti ve dahi tüm bilimleri İslami yapan tamamen bizim nazarımız. Zannettik ki ah şu bilimler bir İslami olsa, onları nasıl çalışırdık. Halbuki alakası yok. Onlar zaten baştan aşağı İslami ve fakat biz onları gavur icadı bildik, onlara buğz ettik ve gavur kaldık. Fenleri çalışmayı bıraktığımız günden beridir ehl-i kitap değiliz.

Bu durumun bedelini sadece biz değil tüm insanlık ödüyor. Buna örnek olarak koca Fizik biliminin gelip tıkandığı noktayı verebiliriz:

"In summary, the Bell/Aspect experiments clearly demonstrate that Einstein Locality is mistaken. That is, the experiments show that there can be some sort of influence between events at distant locations. These results likewise seem to indicate that there can be instantaneous causal influence between events at distant locations. However, although there is some sort of influence involved, it seems that the Bell/Aspect results do not give us any reason to think that the influence can be used to send information between distant locations. This leaves us, then, with the question of what kind of influence it is. This is a question for which we can, at last, give a precise answer. The answer to the question “What kind of influence is it?” is this: no one has the foggiest idea."

Worldviews, by Richard DeWitt, p. 284

Özetle, Fizikçiler birbirinden çok uzak noktalardaki hadiseler arasında rastlantıyla açıklanamayacak derecede bağlantı olduğunu tespit etmişler. Fakat bu hadiselerin birbirlerini etkileyebilmeleri için ışıktan hızlı bir şekilde birbirleriyle irtibat kurmaları gerekiyor ki, bu da Einstein'in relativite teorisine aykırı. O halde bu ne menem bir varlıktır diye başlarını kaşıyorlar. Onlara birisinin çıkıp aşağıdaki cümlenin Fizik camiasında anlaşılabilecek versiyonunu direk veya ima eder tarzda söylemesi gerekiyor:

No, my friends, Einstein Locality is not mistaken. These experimental results show that every single event across the entire universe are somehow coming into existence simultaneously anew without any communication between them whatsoever [begging the question how].

Ne Einstein ne de bahis konusu deneylerin bulguları yanlış. Bilim insanları eşyaya her an yeniden ve tek bir elden varlık verildiğinin bugüne kadarki en muhteşem delilini bulmuşlar ve fakat buldukları hazinenin farkında değiller. Biz neden orada yokuz ve neden fısıltımız dahi duyulmuyor? Varsın deney sonuçlarının yukarıdaki şekilde yorumlanması Fizik biliminin kodamanlarının hoşuna gitmesin. Zaten tarihte hangi bilimin hangi kodamanı bulunduğu mevziyi mücadelesiz karşı tarafa bırakmış? Bu işler mücadele ve yeri geldiğinde kavga ister. Önce fısıltıyla başlar, sonra itirazların dozu artar, en nihayetinde de paradigma inkılabı gerçekleşir.

Orada olmamamızın sebeplerinden biri, "akıl ile nakil çatıştığında akıl esas alınır" deme cesaretini gösteremiyoruz; bir parça göstersek de "ama o akıl, akıl olsa gerektir benim güzel kardeşim" şartının bazı aklı evveller tarafından önümüze konmasına izin veriyoruz. Karşımızda dini otorite dururken kendi aklımıza güvenecek değiliz ya? Hal böyle iken, o dini otorite mücadelesiz mevzisini bırakır mı? Elbette bırakmaz.

Statükodan memnun değilsek, her iki tarafla da mücadeleyi göze almamız gerekiyor demektir.