Beraat
Image from vecteezy.com
Beraat kelimesi ilk etapta bana bir suçtan beraat etmeyi ve temize çıkmayı hatırlatıyor. Kur’an’ın bu kelimeyi kullandığı bağlam ise çok farklı:
بَرَٓاءَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ
“Bu, Allah ve O’nun elçisi tarafından, müşriklerden anlaşma yaptıklarınıza yönelik bir ilişik kesme ilanıdır!” 9:1
Görüldüğü üzere, suçtan aklanma, temizlenme, temize çıkma olarak bildiğimiz beraat kelimesi aynı zamanda ilişik kesmeyle de alakalı. Tabii feshedilen anlaşma ve kesilen ilişki müşriklere ve şirke yönelik. Manayı muhalifi ile ise, iman edenlere ve imana yönelik bir ilişki kurma ve safları sıklaştırma girişimi olarak düşünülmeli. Değilse, ayetin “yanlış yaptığını düşündüğünüz kimselerle ilişkinizi kesin” dediğini zannedebiliriz ki, bence bu ayetin vermek istediği dersin tam aksi. Bilakis şirk ile ilişkimizi kesmemiz, kendimizin ve başkalarının müşrik yönü ile olan antlaşmamızı atmamız ve mücadeleye başlamız salık veriliyor.
Şirk en büyük bir zulüm olduğu gibi (31:13), enaniyet de şirkin en büyük ve belki de tek kaynağı mahiyetinde. Aynen şu temsilde ifade edildiği gibi:
“Evet, nasıl mîrî malından kırk parayı çalan bir adam, bütün hazır arkadaşlarını birer dirhem almasını kabul ile hazmedebilir. Öyle de, ‘Kendime mâlikim’ diyen adam, ‘Herşey kendine mâliktir’ demeye ve itikad etmeye mecburdur.” 30. Söz, Birinci Maksat
Kendime malikim anlamına gelen “ben varım” cümlesi ilk bakışta pek de zalimce verilmiş bir hüküm değilmiş gibi duruyor. Halbuki bu tek cümlenin ardında insandaki nihayetsiz kabiliyetlerin insana ait olduğu kabulu var. Tabii eğer bendekiler benimse, iç çelişkiye düşmemek adına başkalarındakiler de onların demek zorundayım. “Buraya kadar benim, bundan sonrası Senin” diyen nefs aslında hakikaten “bundan sonrası Senin” diyemiyor ve bundan sonrasını da eşyaya paylaştırmak zorunda kalıyor. Elbette malikiyet mefhumunu edinmesi için ilk etapta “buraya kadar benim” demesi gerekiyor. Fakat işi orada bıraktığında eğitimini tamamlamış olmuyor. Çizdiği çizginin vehmi olduğunu farketmesi ve onu kaldırıp “hepsi Senin” demesi gerekiyor. Bunu laf olarak söylemesi kolay iken, şuuruna vararak söylemek ve o hali yaşamak hiç de basit bir mesele değil. Zira çizilen çizginin kaldırılması, enenin incelmesi ve mahiyetinin vehmi olduğunun anlaşılmasıyla mümkün. Bu da insanın kendisiyle ilgili tüm değer yargılarının, kendine ve kendi gibilere atfettiği tüm değerlerin, kendi gibi olmayanlara atfettiği tüm eksikliklerin bir nevi buharlaşmasıyla, 9:1’in ifadesiyle miri malından çalanlarla (ki en başta kendisi) kurulmuş tüm ilişkileri ve antlaşmaları feshetmesiyle mümkün.
Peki bu nasıl olacak? Bunca senedir Kur’an ve risale okumanın bir faydasını görmedik mi veya ne zaman göreceğiz?
Elbette bu iş ancak vahyin eğitimiyle olacak ve fakat İbrahim-vari bir cesaret istiyor. Tüm putları kırıp en büyük putu bırakan İbrahim (asm), asırlar ötesinden bize risaletin fonksiyonunun şirk ile nasıl mücadele edileceğini göstermek olduğunu, fakat şirkin başı olan o en büyük enaniyet putunu ise kendimizden başka kimsenin kıramayacağını haber veriyor (21:58). O büyük putu kırmak basit bir hadise olsaydı, Kur’an gibi azim bir mürşide ve sayısı yüzbinlere varan peygamberlere (asm) ve milyonları aşan veli zatlara (öğretmenlere) gerek olmazdı.
Nasıl beraat edebileceğimizi İbrahim’in torunu Yusuf (asm) bize şöyle anlatıyor:
وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ
“Nefsimi temize çıkarmam. Şüphesiz nefs hep kötülüğü emreder – Rabbimin rahmet ettiği (durumlar) müstesna. Şüphesiz Rabbim Ğafurdur, Rahimdir.” 12:53
“Buraya kadar benim” yani “kendime malikim” diyen nefs kötülüğü emrediyor, fakat hikaye orada bitmiyor. Zira aynı nefs çizdiğinin vehmi olduğunu anlayıp, kusurunu bilip, istiğfar edip, hepsini O’na iade edebilir ve zahiren kötü görünen bir hadisenin neticesini güzelleştirebilir. Nefsin görevi Rabbin esmasına hudutlar çizmek ve çizdiği hudutların vehmiliğini farkedip kendinde kusurdan başka birşey bulamamak. Bir başka ifadeyle, Beraat gecesinde temizlenmenin yolu, nefsimizi temize çıkarmayı bırakmaktan ve nefsimize verdiğimiz bu yetkiyi feshetmekten geçiyor.
Kusuru ilk önce ve en başta kendimizde görmedikçe, ne ihlası tam anlamıyla elde edebilir, ne de farklı fikirlere gerektiği gibi tahammül edebiliriz. “Az olsun, benim olsun” tavrını benimser, kendi anlayışımızı beğenir, başkalarınınkini eksik bulur, onlardan birşey öğrenebileceğimizi düşünmeyiz. Mitoz bölünen hücreler gibi bölünür, ömrümüzü yüzde doksandokuz aynı düşünen üç beş insanla geçirir, 42:14’ün tokadını yeriz. Düşüncelerimizin ve fikirlerinimizin köhnemesi ve kendimizi sittin sene tekrar etmemiz bizi rahatsız etmez. Hafezanallah!
Beraat gecesi, en başta nefs-i emmareye verdiğimiz kendini temize çıkarma yetkisini feshetme gecesidir. Allah kusurlarımızı ve hatalarımızı görebilmeyi bize nasip etsin, birbirimize olan tahammülümüzü artırsın, yıktığımız köprüleri onarma ve “yanlış yaptım” diyebilme cesaretini bize versin ve düşünce dünyamızı kısırlıktan kurtarıp zenginleştirsin.